Makaleler

YILLARA GÖRE EVLİLİĞİN EVRELERİ

Sunday, 25 September 2022 13:51 Written by
Rate this item
(0 votes)

Birinci yıl: Çiftler evlenmeden önce, ne kadar uyumlu görünseler de işler daha sonradan değişebiliyor. Pek çok davranışları deneme yanılma yoluyla olduğundan evliliğin en güzel ve en tehlikeli yılı birinci yıl olarak kabul ediliyor. İlk günler, ilk haftalar, belki de ilk aylar gayet güzel geçer ama içlerinde devamlı bir endişe oluşur. Acaba bu böyle devam eder mi, anlaşabilecek miyiz, güzel geçinebilecek miyiz, ilerideki yıllarda durumumuz ne olacak gibi sorular kafalarının içinde dolaşır durur?

 

*****  0  *****

 

Yapılan araştırmalara göre, ilk yıllar evliliğin geleceği üzerinde belirleyici olacak kritik durumlardır. Günümüz insanının beklentileri, birbirlerini kabullenmeleri, gerçek kişiliklerinin ortaya çıkmasıyla yavaştan yavaştan tartışmalar başlar. Eğer evlilik hazırlıklarının alt yapıları sağlamsa sorunlar birden ortaya çıkmaz. Hazırlıksız bir evlik yapıldıysa, ilk günlerden sorunlar baş göstermeye başlar. Hatta boşanma bile olabilir. En önemlisi kadın açısından romantizm, erkek açısından cinsel doyum yoksa durum çok daha vahim bir hal alır. Bu açıdan evliliğin ilk yılı sınav yılıdır diyebiliriz.

 

*****  0  *****

 

İkinci yıl: Evlilik hayatında tahammül ve sabırlı olma varsa her geçen gün çiftler birbirlerini anlamaya ve mutlu olmaya doğru ilerleme devam eder. Tahammül, kabullenme, sabır ve ortak noktaları yoksa veya az ise her geçen gün sorunlar birikmeye başlar. İncir çekirdeğini doldurmayan meseleler yüzünden birbirlerini yıpratırlar. Hele bir de iletişim becerileri yoksa şiddetli geçimsizlik onları boşanmanın eşiğine getirir. Bu açıdan evliliğin 1. ve 2. yılı çok kritik kabul ediliyor, adeta pamuk ipliğine bağlı gibidir her an kopabilir.

 

*****  0  *****

 

Üçüncü yıl:  İki yılı geride bıraktıktan sonra çiftler, eşlerinin zayıf yönlerini kabul etmeye ve kabullenmeye başlarlar. İşin içine çocuk girince evlilikleri daha da güzelleşir. Aralarında uyum varsa beraberlikleri giderek güçleşir. Uyum yoksa boşanma kaçınılmaz hale gelir. İstatistiklere göre, boşanmaların büyük bir çoğunluğu üçüncü yıldan sonra oluyor.

 

*****  0  *****

 

Dördüncü yıl: Uyumluluk devam ettiği sürece evlilik hayatı yaşanır hale gelir. Aile bağları kuvvetlenir ve mutluluğu sınırsız bir şekilde yaşarlar. Uyumluluk yoksa kırgınlıklar, kavgalar ve huzursuzluklar sürüp gider. Farlılıklarını kabul edememe durumunda zoraki tahammül etmeler olur ama sorunların birikimi sonucunda işin içinden çıkılmaz bir hal alır.

 

*****  0  *****

 

Beşinci yıl:  Çiftler beş yılı geride bıraktıklarına göre,  evlilik yolunda gidiyor demektir. Eşler birbirlerini anlamaya ve tanımaya başlamışlardır. Birinci çocuklarının yanında ikinci çocuğun hesabı da gündeme gelir. İşler yolunda gitmiyorsa, aileler de devreye girmeye başlar. Bu sefer evlilik hayatı daha da çıkmaza girer.

 Bastırılmış, sindirilmiş sorunlar ailelerle birlikte düşmanlıklara, kine ve nefrete dönüşür.  Bu noktadan sonra ayrılma gündeme gelir. Bu beşinci yıl aynı üçüncü yılda olduğu gibi boşanma riskinin en çok olduğu yıl olarak kabul ediliyor. Çünkü bu dönem konuşulmamış, aşılmamış sorunların birikip gün yüzüne çıktığı dönemdir.

 

*****  0  *****

 

Beş ile On yıl arası: İkinci çocuğun devreye girmesiyle kadın bütün ağırlığını çocuklara verir. Bununla beraber duygusal uzaklaşmalar baş gösterir.  Erkeğe karşı yapılan bu ilgisizlik, beraberinde başka sıkıntıları getirir. Karı-koca arasında uyum varsa bu sorun iletişimle halledilebilir. Uyum yoksa erkeğin gözü dışarıda olur. Bu dönemlerde kırılmalar ve uzaklaşmalar baş gösterir. Boşanmanın üçüncü safhası bundan sonra başlar.

 

*****  0  *****

 

On ile Yirmi yıl arası: Çocukların ergenlik dönemleri, eğitimleri ve ekonomik sorunları devamlı gündemde olur. Karı-koca arasındaki uyum, çocuklar arasındaki uyumla bütünleşemiyorsa tartışmaları da beraberinde getirir. Bu tartışmalar zaman içerisinde normale dönebilir. Aile hayatında bir düzen yoksa tartışmalar, kavgalar sürüp gider…

 

*****  0  *****

 

Yirmi ile Otuz yıl arası: Ailede çocuklar da birey olmaya başlar. Onların istekleri, evin içindeki davranışları, anne ve babadan beklentileri, anne ve babanın da onlardan beklentileri haliyle sorun oluşturur.  Aynı evin içinde erkek ayrı, kadın ayrı ve çocukların ayrı hayatları derken hayat karışık bir şekilde devam eder…  Bu durum aileleri birbirlerine yakınlaştırdığı kadar, çoğu zaman uzaklaşmalara da yol açar.

 

*****  0  *****

Otuz-Kırk-Elli-Altmış-Yetmişli… Yıllar: Karı-koca,  baş başa kaldığı yıllardır… Sudan bahanelerle tartışmalarla, tatlı-acı günlerle, küsüşmeler ve sevinçlerle hayat devam eder. Bir tarafta çocukları, diğer tarafta torunlarıyla hayatlarını sürdürürler. Karı-koca olumlu ve olumsuz yönleriyle birbirlerini kabullenmiş ve alışmışlardır. Olağan üstü bir durum olmadıktan sonra hayatları böyle sürüp gider. Ancak yaşadığımız bu dijital dünyada hangi evlilik olursa olsun, başından itibaren şartlara ve gelişmelere göre, boşanma ihtimalleri her zaman vardır.

 

                                                            www.mtopaloglu.com

Last modified on Tuesday, 27 December 2022 11:20
Rate this item
(0 votes)

Evlenme zamanı gelen pek çok genç, ekonomik imkânsızlıklarını bahane ederek:

 “Bu hayat pahalılığında nasıl evleneyim?” gerekçesini ortaya koyar.

 Diğer bir gerekçe de çevresinde ve toplumdaki “geçimsiz evlilikleri ve boşanmaları” öne sürerek:

 “Evlenip onlar gibi olacağıma hiç evlenmeyeyim daha iyi” diyenlere çok rastlıyoruz.

 Elbette bu gerekçelerin haklılık payları vardır, ancak işin aslı geçekten öylemi?

Last modified on Tuesday, 27 December 2022 11:20
Rate this item
(0 votes)

İnsanoğlunun atası Hz. Âdem yaratılmadan önce; dağların, ormanların, tepelerin, nehirlerin, cinlerin ve meleklerin yaratıldığını Kuran-ı Kerim bizlere bildiriyor.
   Nitekim bakara suresinin 30. ayetinde Allah-u Teâlâ meleklere hitaben: "Ben yerde bir halife yaratacağım!" dedi.

 Melekler de: "Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın? Hâlbuki biz, hamd ederek seni tespih ve takdis ediyoruz." dediler.

 Allah(cc) da: "Sizin bilmediğinizi ben biliyorum!"  buyurarak İnsana ait çok önemli bir özelliğe işaret ediyor.

 “Yeryüzünde kan döken ve fesat çıkaran” ifadesi insanın fıtratında var olan diğer duygular gibi ”kan dökme ve saldırganlık İçgüdüsü” dür.

“Kurban kesmek,” dini bir vecibe olmasının yanında “insan psikolojisi” açısından ele alındığında “bilinçaltında var olan saldıranlık içgüdüsünü” kontrol altına alma açısından da bir rahatlama şeklidir.

Last modified on Tuesday, 27 December 2022 11:19

Kimlik Arayışımız!..

Tuesday, 12 April 2022 20:02 Written by
Rate this item
(0 votes)

Başka bir toplumu kendimize referans alma eğilimi bizde “3.Selim”  ile birlikte başladı.
     Millet olarak, bu güne kadar referansı sürekli dışarıda arama telkinleriyle şartlandık.

 Bu coğrafyanın bir insanı olarak, bir Müslüman olarak,  bir Türk olarak ne hissediyorum veya ne düşünüyorum bilincinden uzak yetiştik.
     Parçalanmış bir kişiliğimiz, bir kimliğimiz var ortada…
     Zaten bu yüzden kendimizi sevmiyoruz.

Zaten bu yüzden birbirimize güvenmiyoruz.

Aidiyet duygumuz gelişmediğinden, geçmişimizden, tarihimizde ve dilimizden adeta utanır duruma geldik.

Oysa “Rusya,”  hala eski çarlıklarıyla övünüyor.
    “İngilizler,” eski kraliyetiyle varlıklarını sürdürüyorlar.
     “Yunanlılar,” Roma kültürüyle kimliklerini ortaya koyuyorlar.
    Millet olarak bizler ise, neden “Osmanlı kimliğimizi” rahatlıkla ortaya koyamıyoruz veya koymuyoruz?..

Last modified on Saturday, 25 June 2022 15:02

İnsanın bir DURUŞU Olmalı!

Saturday, 19 February 2022 07:38 Written by
Rate this item
(0 votes)

İnsanın bir fikri, bir çizgisi, bir anlayışı, bir davası ve bir duruşu olmalı.

Doğruya doğru, eğriye eğri diyebilecek bir kişiliği ve kimliğe sahip olmalı.

Menfaati için alçalan, üç kuruş için her kılığa giren biri olmamalı.

Zorluklar karşısında dahi kişiliğinden taviz vermeyen dürüst biri olmalı.

Olayları saptıran, dolambaçlı davranışlar içinde olan biri olmamalı.

Last modified on Saturday, 25 June 2022 15:02

Herkes Haklı da Biz Suçlu Muyuz?

Friday, 28 January 2022 08:47 Written by
Rate this item
(0 votes)

Türkiye son 25-30 senenin en büyük hayat pahalılığını yaşıyor.

Eskiden de “enflasyonlar ve hayatpahalılığı” olurdu.

Bu kadar kısa zamanda, böylesine birden hayat pahalılığı olmadı.

Zaman içerisinde,  yavaş yavaş yüzdeliklerle ifade edilen pahalılıklar olurdu.

Şimdi ise “her şey katlamalı,”  iki katı, üç katı pahalılıklar üst üste geldi.

“Döviz” iniyor, çıkıyor ama zamlar bütün hızıyla yükseliyor.

Bu ne vicdansızlık, bu ne acımasızlık!..

Last modified on Saturday, 19 February 2022 07:39

Gençliğin Yöneldiği Alanlar

Friday, 10 December 2021 11:08 Written by
Rate this item
(0 votes)

Gençlik, bir milletin  temel taşı ve dinamik gücüdür.

 Aynı zamanda “toplumun geleceği” ve umududur.

Gençlik dönemi, insan hayatının en kritik, en önemli ve en sorunlu dönemidir.

 Genç insan, fizyolojik, ruhsal, duygusal, eğitim-öğretim, ahlak, kültür bakımından gelişim, değişim ve etkileşim sürecindedir.

 Genç insan, geleceğini delikanlılık dönemimde kazanır, işine ve mesleğine bu dönemde sahip olur.

 “Kimliğini, karakterini ve kişiliğini” bu dönemde elde eder.

 İyi veya kötü alışkanlıkları, faydalı veya zararlı bilgileri bu dönemde edinir.

Ancak genç insanın, çağımızda çok büyük düşmanları vardır.

“İletişim ağının” her geçen gün etkisini artırması “kültürel kirlenmişliğin” önünü açmakta ve pek çok problemleri de beraberinde getirmektedir.

Kültürel kirlenmişliğin en önemli problem alanı, “gençler ve gençliktir.”

Last modified on Friday, 28 January 2022 08:48
Rate this item
(0 votes)

Günümüz şartlarında, İslami değerleri yerine getirmeye çalışan, “Müslüman bir şahsın” duruşu, hepimizi  yakından ilgilendiriyor.

 

*****  0  *****

 

Bir tarafta, “kapitalist bir dünya.”

Bir tarafta, “teknolojik gelişmeler.”

Bir tarafta, “değişim ve gelişim alanındaki yenilikler.”

Bir tarafta, “bilim ve sanatın ortaya koyduğu farklılıklar.”

Bir tarafta, “sosyolojik ve psikolojik değişiklikler.”

Bir tarafta da, bir Müslüman’ı yakından ilgilendiren “ahret hayatı.”

 

Last modified on Friday, 10 December 2021 11:11

Şöhret Olma Psikolojisi

Monday, 11 October 2021 08:36 Written by
Rate this item
(0 votes)

Genelde her insan, “tanınmak ve şöhret” olmak ister.

Bazı insanlarda bu duygu çok daha ön plandadır.

Biraz becerisi veya parası varsa, Dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünür.

Herkesten kendini “farklı ve ayrıcalıklı” olarak görür.

Tanındıkça insanlara tepeden bakar ve mağrurlanır.

Kalabalık bir yere girdiğinde herkesin susup kendisine bakmasını ister. 

“Sevildiğini zanneder” ama çoğu kişiler tarafından “nefret edilen” kişidir.

Last modified on Saturday, 13 November 2021 03:03
Rate this item
(0 votes)

“Evlilik, fıtrattan gelen hem biyolojik hem de ruhsal bir ihtiyaçtır.”

 Bu doğal ihtiyacı meşru yollarla yapmayanlar, gayrimeşru yollara başvurma durumları olabiliyor.

Evlenme zamanı gelen pek çok genç, ekonomik imkânsızlıklarını bahane ederek: “Bu hayat pahalılığında nasıl evleneyim?” gerekçesini ortaya koyuyor.

 Diğer bir gerekçe de çevresinde ve toplumdaki “geçimsiz evlilikleri ve boşanmaları” öne sürerek: “Evlenip onlar gibi olacağıma hiç evlenmeyeyim daha iyi” diyenlere çok rastlıyoruz.

Last modified on Monday, 11 October 2021 08:36
«StartPrev123456NextEnd»
Page 1 of 6