Makaleler

Rate this item
(0 votes)

Nasip olursa birkaç gün sonra “Ramazan Bayramına” kavuşacağız.

Eskiden beri merak etmişimdir.

“Ramazan bayramına” neden “şeker bayramı” deniyor diye?

Araştırmasına araştırdım ama, gerçek sebebini öğrenemedim.

Yakın çağ tarihi ile ilgili edindiğim bilgiler beni tatmin etmedi.

Zaten yakın çağ tarihi ile ilgili yazılanların çoğuna inanmıyorum.

Büyük bir çoğunluğu, “ısmarlama ve uydurma.”

Ben yakın çağı, canlı tarihimizin şahitleri olan “yaşlı insanların” anlattıklarından öğrenmeye çalışıyorum.

O insanlar da giderek azalmaya başladılar.

Yıllar önce akrabalarımdan, Adapazarı’ndan yaşayan “Keleş hoca” vardı.

Ramazan bayramı yerine,”şeker bayramı hikâyesini” ona sormuştum.

“Rahmetli Keleş hoca,”  şöyle anlatmıştı.

Last modified on Thursday, 03 June 2021 10:43
Rate this item
(0 votes)

İskoçya’da yoksul bir çift yaşardı.

Adı da “Fleming” di.

 Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu.

Hemen sesin geldiği yere koştu.

 Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıyordu.

 Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

 Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve ölümden kurtardı.

 Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir “aristokrat”  indi.

Last modified on Wednesday, 05 May 2021 12:05
Rate this item
(0 votes)

Maddeciliğin, çıkarcılığın yaygın olduğu, “kapitalist bir dünyada” yaşıyoruz.

Böyle bir çark içinde olup da başkaları adına, “karşılıksız bir şeyler yapmak” isteyen kişilerin olması çok önemli bir duygudur.

Karşılıksız yardım yapmak,

Kendinde olanı başkalarıyla paylaşmak, “bir gönül işidir.”

Amacı olan,

 Heyecanı olan,

“İdeali olan insanlar,” bu uğurda mücadele veren insanlardır.

“Gönüllü insanlar var oldukça, insanlık ta var olacaktır.”

Last modified on Saturday, 20 March 2021 14:13
Rate this item
(0 votes)

Bu sözü bir-çok etkili ve yetkili kişiler dillendiriyor.

 “Küresel pandemi salgını” ile birlikte her şey değişmeye başladı.

İnsani ilişkiler, dostluklar, komşuluklar ve sosyal olaylar değişti.

Eğitimde, beslenmede, sağlıkta ve iletişimde büyük çapta farlılıklar ortaya çıktı.

Daha bir sürü değişiklikler…

Aşağı yukarı her kes bunların geçici olduğunu düşünüyor.

Yapılacak ”aşılarla birlikte bu sorunların biteceğine” inanılıyor.

Gerçekten bitecek mi?

Last modified on Thursday, 04 March 2021 19:28
Rate this item
(0 votes)

Konuya geçmeden, kendime göre bir tespit yapmak istiyorum.

Dört kuşak öncesine gittiğimizde, bizim dedelerimiz fakir doğdular, fakir büyüler ve fakir olarak da öldüler.

Babalarımız da aynı şekilde yoksulluklar içerisinde dünyaya geldiler.

Onlar da fakir doğdular, fakir büyüdüler, fakir yaşadılar ve ömürlerinin sonralarında biraz gün yüzü gördüler ama yaşlılıklarından ve hastalıklarından dolayı da onlar da gün yüzü göremediler.

Bizim kuşağa gelince, 40 yaşın üstünde olanlar, fakir doğdular, fakir büyüdüler ve ömürlerinin olgunluk çağında, “zengin olarak hayatlarını” sürdürüyorlar.

Last modified on Sunday, 31 January 2021 15:53
Rate this item
(0 votes)

21. Yüzyılda insanın karşılaştığı en önemli problemlerden biri, kendini  “yalnız” hissetmesidir

 Gelişmekte olan toplumlarda,  toplumsal   “dönüşümler” ve “değişimler” her zaman olmuştur.

Dijital dünya” ile gelişen “iletişim ve teknolojik gelişmeler” bize rahatlık sağlıyor ama giderek de yalnızlaştırıyor.

Hayatın yoğun temposu ve stresin yaygınlaşması insanları yalnız bir yaşama sürüklüyor.

 İnsanın çevresinden, dost ve arkadaşlarından gördüğü samimiyetsizlik, riyakârlık, menfaatini önde tutma, bencillik, vefasızlık, zor zamanda yanında olmama, aldatılma ve dolandırılma gibi tutum ve davranışları da buna dâhil edebiliriz.

Bu durumlar ne yazık ki “modern yaşamın” koşulları insanı “bireyselliğe” ve “yalnızlığa” sürüklüyor.

Buna çağın virüsü veya modern dünyanın hastalığı da diyebiliriz.

Last modified on Wednesday, 06 January 2021 06:49

Kadın Hakları, Şiddet ve Alkol

Saturday, 10 October 2020 11:53 Written by
Rate this item
(0 votes)

“Aile içi şiddetin” temelinde yatan gerçeğin “alkol” olduğu, artık herkes tarafından bilinmektedir.

Alkol alanların büyük çoğunluğu erkekler olduğundan bazı kesimler, “erkeklik ile aile içi şiddeti” özdeşleştiriyorlar.

Her şeyden önce, alkol alan bir kişi ne olursa olsun etrafına şiddet saçar.

Bu işin doğasında vardır.

Bu nedenle,

Erkeklerle şiddeti özdeşleştirme yerine, “alkolle-şiddeti” özdeşleştirmek gerekmez mi?..

Erkekleri topluca sorgulama yerine, alkol alıp şiddet uygulayanları sorgulamak gerekmez mi?..

Last modified on Saturday, 28 November 2020 17:54
Rate this item
(0 votes)

“Erol Mütercim’in” bir televizyon kanalında sarf ettiği sözlerle ilgili yalnız “İHL” mezunları değil,  “Anadolu insanı” da savunmaya geçti.

Bu savunma bazen haddini aşmış, bazen de hakaretler varmış…

Siz genelleme yaparak hakaret ederseniz, haliyle heyecanını tutamayanlar, abuk-sabuk sözler sarf ederler.

Bunu benimsememekle beraber, “bu sosyolojik bir reaksiyondur.”

Bunun önünü kimse alamaz.

Last modified on Saturday, 10 October 2020 11:54

Solcudan Dindar Olur mu??”

Tuesday, 01 September 2020 13:21 Written by
Rate this item
(0 votes)

Solcudan dindar olur mu?” sorusu fıkhı bir mesele olduğundan benim alanım değil.

Olur mu olmaz mı onu bilemem.

Ancak,

Büyük çapta “dindar solcular olduğunu biliyorum.”

Yalnız bu dindar solcuların “çok büyük handikapları”  var.

Dini “solculuğa adapte” edebilmek için büyük gayret içindeler.

İddiaları ve savunmaları, “dinin esaslarına” uyar mı uymaz mı meselesi ise, ayrı bir konu.

Bu kişiler, çocukluk dönemlerinde ailelerinin ve çevrelerinin etkisiyle edindikleri dini bilgilerden kurtulamıyorlar.

Sonradan “solcuların ortamında”  bulunduklarından, ondan da vazgeçemiyorlar.

“İki arada bir derede” bocalayıp duruyorlar…

Last modified on Friday, 11 September 2020 07:43
Rate this item
(0 votes)

Günümüz insanının gelişim sürecine baktığımızda eskiye nazaran çok daha fazla çalıştığını, çok daha imkânlara sahip olduğunu görüyoruz.

  Ancak “daha güvensiz” ve” daha mutsuz” olduğunu görmek, hiç de zor değil.

 “Mutluluğun ölçüsü”  ne yazık ki maddi şeylere endekslenmiş ve manevi yaşantımızdaki mutluluk sebepleri göz ardı edilmeye başlanmış.

TUİK” in yaptığı mutluluk araştırmasına göre, insanların % 55 i “mutsuz…”

40-50 sene öncesine kadar hayat mücadelesini zor şartlar altında veren insanlar, az şeylerle mutlu oluyorlardı.

Günümüzde ise, daha fazlasını ve daha iyisini istemeye, daha fazla beklentiler içine girmeye ve sahip olduklarınla yetinmemeye başlanmış.

 Giderek bu  “tatminsizlik de mutsuzluğun”  kapılarını aralamıştır.

Tespitlerimize göre bunların nedenlerini sıralamaya başlayalım.

Last modified on Tuesday, 01 September 2020 13:22
«StartPrev123456NextEnd»
Page 2 of 6